7. yılına girmek üzere olduğum blog yaşantımda en kritik üçüncü dönemi yaşıyor olabilirim. Diğer iki dönemden bahsetmeyeceğim ama bu sonuncusu blog tutmaya bakışımı çok radikal bir biçimde değiştirdi. Bir gün buraya yazmayı bıraktığımı bile söylemeden veda edebilirim. O yüzden her maçımız bir final maçı gibi SS. Gördüğün üzere herkesçe yapılabilecek jenerik bir espriyi buraya koydum. Düşüş her yerde kendini gösteriyor.
Staja başladım. Tedirginliklerle dolu bir buçuk saatlik bir giriş faslının ardından yavaş yavaş artarak rahatladım ve günün sonunda kendimi gerçekten de yararlı hissettim. En büyük korkum staj süresince hiçbir şey öğrenmemek. Bir şeyler öğrenebileceğime yönelik inanç üniversiteye başladığım dönemde bile yoktu. Mesele kendimi çok bilgili değil, bilgiyi çok az bulmamdan kaynaklanıyor. Bildiğin üzere ukalalık yapacaksam bunu direkt olarak yapma taraftarıyım. Çünkü gerçek bir ukala etrafındakilerin onu anlayamayacağını düşünerek asla ironi yapmaz.
İş ortamım son derece güzel. Kafamdaki şablona yakın ama olumlu anlamda daha farklı. Gerçi hala çaya para vermem gerekip gerekmediğini bilmiyorum. Keza öğlen yemeğine kaçta çıkıldığı konusunda da şüphelerim var. Ve tabii ki de çalışırken Facebook'a girecek kadar laçkalaşacağım günlerin ne zaman karşıma çıkacağını da merak ediyorum.
Çalıştığım yer İSTANBUL'UN EN ZENGİN alışveriş merkezinin olduğu yere çok yakın. Bu zenginliği etraftaki insanların yüzünün ZENGİN PARLAMASI taşımasından değil, alışveriş merkezinin önünde beklerken güvenlik görevlisinin tüm kibar süsü verilmiş kabalığıyla "Beyfendi birisini mi bekliyordunuz?" demesinden anladım. Irkçılığın kapsamının ırklarla, dinlerle ve dillerle sınırlı kalmadığını geçtiğimiz hafta Zincirlikuyu durağına asılan CİNSİYET AYRIMCILIĞI DA EN AZ IRKÇILIK KADAR KÖTÜDÜR pankartıyla öğrenmiştim ama sadece kaşlarımı kapatacak kadar çektiğim bir bere yüzünden bununla karşılaşmam çok rahatsız edici oldu. Gerçi bu olay sayesinde konuşmaya anlamsız bir şekilde çekindiğim simitçiden sigara isteme cesaretini gösterdim. Çünkü güvenlik görevlisi birini beklediğimi bana hatırlatmak dışında sağlıklı iletişim kurabileceğim sınıfı da bana hatırlattı.
Bu olay yüzünden bir an için her şeyi bir kenara bırakıp hisli hisli Kemal Tahir okuyup yumruklarımı sıkacağımı düşündüm. Ancak sonra benzer bir güvenlik görevlisinin bir PORCHE'un bagajını bomba-silah şüphesiyle açıp denetlemesi meselenin sandığım gibi olmadığını gösterdi. Aldığım sigarayı tabii ki de simitçiye iade etmedim. Kimse tanımadığı birisinin yarısını içtiği sigarayı devam ettirmek istemez.
Girdiğim en kötü üçüncü blog postunu burada bırakmakta yarar görüyorum. Yarın sınavım var zira.


0 Tiriviri:
Yorum Gönder