Naber SS?
Nihayet hastalığım geçti. Aslında iki gün önce geçti ancak YOĞUN HAYAT TEMPOM nedeniyle buraya yazamadım. Netbook'la blog yazmaya üşenmemi sanki çok koşuşturuyormuşum gibi satmayı denemem baya iyi. Şu anda da erkek arkadaşının "meşgul adam" kolpalarından gına gelmiş kız blogger'lar gibi bu duruma eleştirel yaklaşıyorum. Halbuki herkes o kadının bunları blog'una yazdıktan sonra deşarj olup manitasına biraz daha tahammül kazandığını biliyor. Boşa zorlama ey kadın blogger "ilişkimiz bir yere gidemiyor" de ve ayrıl. Günlük kadın nefreti kotamı doldurduğuma göre programımızda "serbest zaman" olarak yazılmış dilime geçebiliriz.
Tayyip Erdoğan'ın kanser olma ihtimalinden o kadar korkuyorum ki ciddi ciddi bu konuda bir şeyler yapabilmek adına KANSER DOKTORU olup başbakanı kurtarma niyetindeyim. Onkolojinin kanserle ilgilenen tıp dalı olduğunu bilen herkes gibi bence ben de bu konuda fikir beyan edebilirim. Ama "patlıcanı yağda kızartmak kanser yapıyormuş" ya da "çay içerken serçe parmağı kaldırmak kansere iyi geliyor" tarzı muhabbetler bana hep dünyanın en çirkin amaçlarıyla söylenmiş yalanları gibi geliyor. Bu muhabbetleri her okuduğumda kanser olmaktan çok korkuyorum. Çünkü bir gün kanser olursam tüm bu kolpaları, evliliğini sürdürmek adına yediği koca dayağını kocasından farklı nedenlere bağlayan kadınlar gibi "ne olur ne olmaz" diyerek yalan olduğunu bile bile yapacağım. SSUKB'de bile kadına şiddet geçtiyse ciddi ciddi bu konu hayatımızın bir parçası olmuş demek.
Kadına şiddet denildiğinde sürekli sikko insanlar tarafından bir mizah unsuru olarak görülen sığınma evleri aklıma geliyor. Sığınma evleri üzerine başka konularda - Galatasaray'ın mor forması üzerine "mor çatı" esprileri - espri yapan insanların bu dünyadaki en kötü yürekli kişiler olduğunu düşünüyorum. Aynı kategoride yer alanların "amele" kelimesini de küfür olarak kullandığını hatırlatmakta yarar var. Hatta şive komiğinin de yine bu insanlara kuzen familyalarda sık sık yapıldığını söylersem yanlış bir laf etmiş olmam. Sonuçta hayatımda hiç sığınma evi görmedim. Bir kere bir dizide uyarlaması vardı o dizide de dizinin yan karakteri olan kadının kocası evi basıyordu. Bu yüzden de sığınma evlerini hep "kaçabilirsin ama saklanamazsın" repliği ile hatırlarım. Bu repliği ilk defa TGRT'de "çocuklar servise binmeden evvel televizyon izlesin, oyalansın" mantığı ile verilen bir çizgi filmde duymuştum. O çizgi filmleri de hep "Kar yağışı nedeniyle tatil ilan edilen iller" sıralamasını beklerken izlemeyi sevmişimdir. İşin ilginci bu beklentiyle oturduğum televizyonun başından hiç hayal kırıklığı ile ayrılmadım. Ne zaman kar tatili beklentisine girdiysem o gün tatil oldu. Bu yüzden artık kar tatili beklentisine kolay kolay girmiyorum. Çünkü istediğim her şeyin eksiksiz yerine geldiği tek mecra orası.
Replik yerine tirat diyen insanların çoğunlukla yalandan sanatseverler olduğunu eminim sen de fark etmişsindir SS. Bu insanların başka bir türü de EDİP CANSEVER okuduğunu söyleyen kızlar ve hayatında bir tane bile dilekçe yazmamış ŞAİR erkekler oluyor. Bir insanın dilekçe ile derdini anlatamamasına rağmen nasıl şiir yazarak kendini ifade edebildiğini asla anlayamadım. Anlamadığım her şey gibi bunu da bir yalan olarak görüyorum.
"Serbest zaman"ın sonuna gelirken çekirdek kadar güzel bir şey olmadığını söylemek istiyorum.
Nihayet hastalığım geçti. Aslında iki gün önce geçti ancak YOĞUN HAYAT TEMPOM nedeniyle buraya yazamadım. Netbook'la blog yazmaya üşenmemi sanki çok koşuşturuyormuşum gibi satmayı denemem baya iyi. Şu anda da erkek arkadaşının "meşgul adam" kolpalarından gına gelmiş kız blogger'lar gibi bu duruma eleştirel yaklaşıyorum. Halbuki herkes o kadının bunları blog'una yazdıktan sonra deşarj olup manitasına biraz daha tahammül kazandığını biliyor. Boşa zorlama ey kadın blogger "ilişkimiz bir yere gidemiyor" de ve ayrıl. Günlük kadın nefreti kotamı doldurduğuma göre programımızda "serbest zaman" olarak yazılmış dilime geçebiliriz.
Tayyip Erdoğan'ın kanser olma ihtimalinden o kadar korkuyorum ki ciddi ciddi bu konuda bir şeyler yapabilmek adına KANSER DOKTORU olup başbakanı kurtarma niyetindeyim. Onkolojinin kanserle ilgilenen tıp dalı olduğunu bilen herkes gibi bence ben de bu konuda fikir beyan edebilirim. Ama "patlıcanı yağda kızartmak kanser yapıyormuş" ya da "çay içerken serçe parmağı kaldırmak kansere iyi geliyor" tarzı muhabbetler bana hep dünyanın en çirkin amaçlarıyla söylenmiş yalanları gibi geliyor. Bu muhabbetleri her okuduğumda kanser olmaktan çok korkuyorum. Çünkü bir gün kanser olursam tüm bu kolpaları, evliliğini sürdürmek adına yediği koca dayağını kocasından farklı nedenlere bağlayan kadınlar gibi "ne olur ne olmaz" diyerek yalan olduğunu bile bile yapacağım. SSUKB'de bile kadına şiddet geçtiyse ciddi ciddi bu konu hayatımızın bir parçası olmuş demek.
Kadına şiddet denildiğinde sürekli sikko insanlar tarafından bir mizah unsuru olarak görülen sığınma evleri aklıma geliyor. Sığınma evleri üzerine başka konularda - Galatasaray'ın mor forması üzerine "mor çatı" esprileri - espri yapan insanların bu dünyadaki en kötü yürekli kişiler olduğunu düşünüyorum. Aynı kategoride yer alanların "amele" kelimesini de küfür olarak kullandığını hatırlatmakta yarar var. Hatta şive komiğinin de yine bu insanlara kuzen familyalarda sık sık yapıldığını söylersem yanlış bir laf etmiş olmam. Sonuçta hayatımda hiç sığınma evi görmedim. Bir kere bir dizide uyarlaması vardı o dizide de dizinin yan karakteri olan kadının kocası evi basıyordu. Bu yüzden de sığınma evlerini hep "kaçabilirsin ama saklanamazsın" repliği ile hatırlarım. Bu repliği ilk defa TGRT'de "çocuklar servise binmeden evvel televizyon izlesin, oyalansın" mantığı ile verilen bir çizgi filmde duymuştum. O çizgi filmleri de hep "Kar yağışı nedeniyle tatil ilan edilen iller" sıralamasını beklerken izlemeyi sevmişimdir. İşin ilginci bu beklentiyle oturduğum televizyonun başından hiç hayal kırıklığı ile ayrılmadım. Ne zaman kar tatili beklentisine girdiysem o gün tatil oldu. Bu yüzden artık kar tatili beklentisine kolay kolay girmiyorum. Çünkü istediğim her şeyin eksiksiz yerine geldiği tek mecra orası.
Replik yerine tirat diyen insanların çoğunlukla yalandan sanatseverler olduğunu eminim sen de fark etmişsindir SS. Bu insanların başka bir türü de EDİP CANSEVER okuduğunu söyleyen kızlar ve hayatında bir tane bile dilekçe yazmamış ŞAİR erkekler oluyor. Bir insanın dilekçe ile derdini anlatamamasına rağmen nasıl şiir yazarak kendini ifade edebildiğini asla anlayamadım. Anlamadığım her şey gibi bunu da bir yalan olarak görüyorum.
"Serbest zaman"ın sonuna gelirken çekirdek kadar güzel bir şey olmadığını söylemek istiyorum.


0 Tiriviri:
Yorum Gönder