Naber SiSi?
Son 12 saattir okula gitmediğim için kendimi o kadar çok tebrik ettim ki birazdan aynaya sarılıp ağlayabilirim. Ya da kendi duvarıma "Süpersin sen. Evet." gibi son derece kolpa bir sevgi gösterisinde bulunabilirim. Grip dışında herhangi bir hastalığa sahip olmak kadar güzel bir şey varsa o da bu yüzden okula gitmemek. Uzun bir aradan sonra ikiz yatakta yorganın altında ikindiye kadar hiçbir şey yapmadan sadece "ayağa kalkınca ne yesem?" düşüncesi ile vakit geçirdim. Normalde bunu belirtmenin insanın zaaflarını göstermek dışında bir işe yaramadığını bilirim ama sakin kafa ile kitap da okudum. O derece verimli bir gün oldu yani.
Kendim için iyi şeyleri yapabildiğim tek dönemin İş-Okul-Kadıköy üçgeni dışında kalan hastalık-nekahat zamanları olması sana da hüzücü geliyor olabilir ancak ben bu durumdan hiçbir sıkınç ve utanç duymuyorum.
Bazen insanların her şeyi bir kenara bırakıp imla kuralları ile savaşarak daha özgür bir dünya kurabileceğimizi düşünüyorum. Her kelimenin sonuna nokta koyup daha değişik ritimlerle farklı cümleler kuramıyorsak; "noktalı virgül" ve "de bağlacı" insanlara ayrımcılık yaptırıyorsa tüm bunlar imla kolpalığının suçu. Bu vakte kadar "oğlum oku baban gibi hammal olma" cümlesini imladan dolayı doğru yorumlayamayıp bir anda kendini HAYATI YANLIŞ ANLARKEN bulmuş insan görmedim.
Her e-5'ten geçişimde kendimi İstanbullu ve rahatsız gibi hissetmeme yol açan DEV BİNALAR yüzünden mi bilmiyorum ama uzun zamandır vapurlarla alakalı bir şey (gör+duy)*(-mImIktIyIm). Neden herkes bir anda vapurlardan bahsetmekten ve sanki varmış gibi bunun primini yapmaya çalışmaktan vazgeçti? Korkarım doğru cevap aslında herkesin vapurlardan gizliden gizliye nefret ettiği gerçeğinde yatıyor. Post-metrobüs İstanbul'unda insanların vapuru aslında sevmediklerini söylemeleri için hiçbir engel kalmadı. Vapurda çay içerken bir yandan da gazete okuyamayacak kadar konsantrasyon özürlü benim gibi milyonlarca insanın özgür kalmış olması beni o kadar rahatlatıyor ki. Kendi kaderini tayin hakkı almış bir halk gibiyim.
Çay içerken, gazete okuyup bir yandan da sigara içebilmeyi o kadar çok denedim ve her seferinde o kadar beceremedim ki bir yerden sonra bu üç aktiviteyi ayrı zamanlarda yapmayı bile bırakacaktım. Bu başarısız denemelerimin bazılarında sigarayı burun deliğime götürürken, çayı baldırlarımın üzerine sermeye çalıştığım dahi oldu. Bu üç eylemin hiçbirinde burun deliği olmamasına rağmen benim burnumu da dahil etme çabamın tek açıklaması vücudumun geri kalanının bu kocaman burnun sadece koku aldığına inanmaması olabilir. Gerçekten ben bile bazen bu kadar büyük bir burnun sadece koku almak için yüzümü işgal edemeyeceğini düşünüyorum. Burnumun, evrimin bir noktasında işlevini yitimiş bir YÜZ-EL gibi MUHTEŞEM bir uzuv olduğunu keşfedebilirim gibi geliyor.
Son 12 saattir okula gitmediğim için kendimi o kadar çok tebrik ettim ki birazdan aynaya sarılıp ağlayabilirim. Ya da kendi duvarıma "Süpersin sen. Evet." gibi son derece kolpa bir sevgi gösterisinde bulunabilirim. Grip dışında herhangi bir hastalığa sahip olmak kadar güzel bir şey varsa o da bu yüzden okula gitmemek. Uzun bir aradan sonra ikiz yatakta yorganın altında ikindiye kadar hiçbir şey yapmadan sadece "ayağa kalkınca ne yesem?" düşüncesi ile vakit geçirdim. Normalde bunu belirtmenin insanın zaaflarını göstermek dışında bir işe yaramadığını bilirim ama sakin kafa ile kitap da okudum. O derece verimli bir gün oldu yani.
Kendim için iyi şeyleri yapabildiğim tek dönemin İş-Okul-Kadıköy üçgeni dışında kalan hastalık-nekahat zamanları olması sana da hüzücü geliyor olabilir ancak ben bu durumdan hiçbir sıkınç ve utanç duymuyorum.
Bazen insanların her şeyi bir kenara bırakıp imla kuralları ile savaşarak daha özgür bir dünya kurabileceğimizi düşünüyorum. Her kelimenin sonuna nokta koyup daha değişik ritimlerle farklı cümleler kuramıyorsak; "noktalı virgül" ve "de bağlacı" insanlara ayrımcılık yaptırıyorsa tüm bunlar imla kolpalığının suçu. Bu vakte kadar "oğlum oku baban gibi hammal olma" cümlesini imladan dolayı doğru yorumlayamayıp bir anda kendini HAYATI YANLIŞ ANLARKEN bulmuş insan görmedim.
Her e-5'ten geçişimde kendimi İstanbullu ve rahatsız gibi hissetmeme yol açan DEV BİNALAR yüzünden mi bilmiyorum ama uzun zamandır vapurlarla alakalı bir şey (gör+duy)*(-mImIktIyIm). Neden herkes bir anda vapurlardan bahsetmekten ve sanki varmış gibi bunun primini yapmaya çalışmaktan vazgeçti? Korkarım doğru cevap aslında herkesin vapurlardan gizliden gizliye nefret ettiği gerçeğinde yatıyor. Post-metrobüs İstanbul'unda insanların vapuru aslında sevmediklerini söylemeleri için hiçbir engel kalmadı. Vapurda çay içerken bir yandan da gazete okuyamayacak kadar konsantrasyon özürlü benim gibi milyonlarca insanın özgür kalmış olması beni o kadar rahatlatıyor ki. Kendi kaderini tayin hakkı almış bir halk gibiyim.
Çay içerken, gazete okuyup bir yandan da sigara içebilmeyi o kadar çok denedim ve her seferinde o kadar beceremedim ki bir yerden sonra bu üç aktiviteyi ayrı zamanlarda yapmayı bile bırakacaktım. Bu başarısız denemelerimin bazılarında sigarayı burun deliğime götürürken, çayı baldırlarımın üzerine sermeye çalıştığım dahi oldu. Bu üç eylemin hiçbirinde burun deliği olmamasına rağmen benim burnumu da dahil etme çabamın tek açıklaması vücudumun geri kalanının bu kocaman burnun sadece koku aldığına inanmaması olabilir. Gerçekten ben bile bazen bu kadar büyük bir burnun sadece koku almak için yüzümü işgal edemeyeceğini düşünüyorum. Burnumun, evrimin bir noktasında işlevini yitimiş bir YÜZ-EL gibi MUHTEŞEM bir uzuv olduğunu keşfedebilirim gibi geliyor.


0 Tiriviri:
Yorum Gönder